Manuel lenf drenajı güvenli ve ağrısız bir uygulamadır, ancak bu her hastaya uygun olduğu anlamına gelmez. Tedaviye başlamadan önce yaptığım ayrıntılı değerlendirmenin temel amacı, uygulamanın o kişi için gerçekten uygun olup olmadığını belirlemektir. Bu yazıda hangi durumlarda fayda beklediğimizi, hangi durumlarda hekim onayı aradığımızı ve hangi durumlarda uygulamadan tamamen kaçındığımızı anlatmak istiyorum.
En sık karşılaştığım grup, kanser tedavisi sonrası ödem gelişen hastalardır. Meme kanseri cerrahisinde koltuk altı lenf bezlerinin alınması ya da bu bölgeye radyoterapi uygulanması, kolda lenfödeme yol açabilir. Benzer biçimde jinekolojik ve ürolojik kanser tedavilerinden sonra bacakta ödem görülebilir. Bu hastalarda manuel lenf drenajı, kompleks boşaltıcı fizyoterapinin bir parçası olarak uygulandığında ödemin kontrol altına alınmasında en etkili yöntemdir. Onkolojik tedavisi tamamlanmış ve hekimi tarafından uygun görülmüş hastalarda uygulamada bir sakınca bulunmaz.
İkinci grup, doğuştan gelen lenf damar yapısındaki farklılıklara bağlı primer lenfödem hastalarıdır. Bu tabloda şikâyetler bazen çocuklukta, bazen ergenlikte, bazen de ileri yaşta ortaya çıkar. Erken dönemde başlanan düzenli bir programın, ilerlemeyi yavaşlatmakta belirgin katkısı olduğunu gözlemliyorum. Üçüncü grup ise travma, ameliyat, tekrarlayan enfeksiyon ya da uzun süreli hareketsizlik sonrası gelişen ödemlerdir. Yatağa bağımlı hastalarda her iki bacakta görülen ödem bu gruba iyi bir örnektir ve doğru bir programla belirgin biçimde geriletilebilir.
Bunların dışında ameliyat sonrası erken dönemdeki şişliklerde, kırık sonrası dokuda kalan ödemde, migren ve sinüzit gibi bazı tablolarda da manuel lenf drenajından yararlanılabilir. Ancak bu uygulamaların hepsi ayrı değerlendirme ve farklı bir planlama gerektirir.
Uygulamanın kesinlikle yapılmaması gereken durumlar da vardır. Bunların başında aktif enfeksiyon gelir. Lenfödemli bölgede sıklıkla görülen ve halk arasında selülit olarak anılan cilt enfeksiyonu, ani başlayan kızarıklık, ısı artışı, ağrı ve çoğu zaman ateşle kendini gösterir. Bu tabloda drenaj, enfeksiyonun vücuda yayılmasını kolaylaştırabileceği için uygulanmaz; önce hekim tarafından antibiyotik tedavisi başlanır, enfeksiyon tamamen geçtikten sonra seanslara devam edilir. Hastalarıma bu belirtileri baştan öğretir, ortaya çıkması hâlinde vakit kaybetmeden hekime başvurmalarını isterim.
İkinci kesin sakınca derin ven trombozudur. Bacakta ani gelişen tek taraflı şişlik, ağrı, ısı artışı ve renk değişikliği bu tabloyu düşündürür ve acil değerlendirme gerektirir. Böyle bir şüphe varsa uygulama yapılmaz. Dekompanse kalp yetmezliği de önemli bir sınırlamadır; drenaj dolaşıma dönen sıvı hacmini artıracağı için kalbin yükünü ağırlaştırabilir. Bu hastalarda ancak kardiyoloji onayıyla ve sınırlı bir programla ilerlenebilir. Tedavi edilmemiş ya da aktif seyreden kanser varlığında da uygulama hekim değerlendirmesi olmadan yapılmaz.
Bazı durumlar ise kesin sakınca oluşturmaz ama dikkat ve iş birliği gerektirir. Kontrolsüz tiroit hastalığı, böbrek yetmezliği, gebelik, düşük tansiyon ve bazı otoimmün tablolar bu gruptadır. Bu hastalarda uygulama süresini kısaltır, çalıştığım bölgeyi sınırlar ve takip eden hekimle iletişim hâlinde ilerlerim.
Yaş tek başına bir engel değildir. Uygulama, uygun biçimde planlandığında ileri yaştaki hastalarda da güvenle sürdürülebilir. Yatağa bağımlı, kalp yetmezliği ve obezite gibi birden fazla kronik rahatsızlığı olan hastalarda seans süresini kısaltıyor, uygulamayı bölümlere ayırıyor ve takip eden hekimle sürekli iletişim hâlinde ilerliyorum. Bu grupta hedef, ödemi çok hızlı indirmek değil; cilt bütünlüğünü korumak, enfeksiyon ataklarını önlemek ve bakım veren yakınının işini kolaylaştırmaktır. Bu ölçülü yaklaşımla, hareket edemeyen hastalarda bile belirgin iyileşmeler elde edilebiliyor.
Kanser tedavisi görmüş hastaların en sık dile getirdiği kaygı, drenajın hastalığı yeniden tetikleyip tetiklemeyeceğidir. Bu endişe anlaşılırdır ancak güncel yaklaşım, onkolojik tedavisi tamamlanmış hastalarda manuel lenf drenajının uygulanmasında sakınca görmez. Aksine, tedavi edilmeyen lenfödem zamanla dokuda sertleşmeye, tekrarlayan enfeksiyonlara ve hareket kısıtlılığına yol açar. Yine de her hastamdan onkoloğunun görüşünü almasını istiyor, tedaviyi bu onayla planlıyorum.
Bir diğer önemli nokta, ödemin ne kadar süredir var olduğudur. Erken dönemde, henüz doku sertleşmeden başlanan bir programda sonuçlar hem daha hızlı hem de daha belirgin oluyor. Yıllarca ihmal edilmiş, cildin kalınlaşıp sertleştiği ileri evre tablolarda ise süreç daha uzun sürüyor ve beklentilerin buna göre ayarlanması gerekiyor. Bu nedenle kolunda ya da bacağında kalıcı bir şişlik fark eden herkesin, tablo yerleşmeden bir uzmana başvurmasını öneriyorum.
Yirmi beş yıllık meslek hayatımda edindiğim en önemli alışkanlık, aceleci davranmamak oldu. Bir hastanın şişliğini hızla indirmek istemek anlaşılır bir duygudur; ancak zemindeki tabloyu görmeden atılan her adım, kazanımdan çok risk getirir. Bu nedenle ilk görüşmede zaman ayırıyor, gerektiğinde tedaviyi erteleyip hastayı ilgili hekime yönlendiriyorum. Doğru hastada, doğru zamanda başlanan bir program, hem daha güvenli hem de sonuçları çok daha kalıcı oluyor.