Fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında yaklaşık yirmi beş yıldır çalışıyorum. Bu sürenin başında lenfödem, benim için de mesleğin çok sık karşılaşılan bir başlığı değildi. Zaman içinde, tedavi arayışıyla bana ulaşan ancak nereye başvuracağını bilemeyen hastaların sayısı arttıkça, bu alanın hem ne kadar özel bir bilgi gerektirdiğini hem de ne kadar ihmal edildiğini gördüm.
Mesleğe başladığım yıllarda ağırlıklı olarak nörolojik rehabilitasyon ve ortopedik rehabilitasyon alanlarında çalıştım. 2009 yılında nörolojik rehabilitasyonda Bobath yaklaşımı eğitimini tamamladım. Bu eğitim bana, hareketin yalnızca kas gücüyle değil, bütünsel bir sistem olarak ele alınması gerektiğini öğretti. 2011 yılında kayropraktik teknikler, 2013 yılında ise kuru iğneleme uygulamaları eğitimlerini aldım.
Lenfödem tedavisi alanındaki dönüm noktam 2016 yılı oldu. Amerikan Lenfödem Derneği onaylı sertifikasyon programını tamamladım ve o tarihten bu yana çalışmalarımın merkezine kompleks boşaltıcı fizyoterapiyi aldım. Bu eğitimin bana kattığı en önemli şey teknik bilgi değil, bakış açısıydı: lenfödemin tek bir uygulamayla değil, dört bileşenin birlikte yürütüldüğü bir programla yönetilebileceği gerçeği.
Bu dört bileşen manuel lenf drenajı, bandajlama ve bası giysisi, egzersiz eğitimi ve cilt bakımıdır. Bunlardan herhangi biri eksik kaldığında sonuç geçici olur. Yalnızca drenaj yapılan bir hastada kazanım birkaç saat içinde kaybolur. Yalnızca bası giysisi kullanan bir hastada mevcut hacim korunur ama azalmaz. Bu nedenle programı hiçbir zaman parçalı olarak uygulamıyorum.
Hastalarımla çalışma biçimimin temelinde ölçmek var. Tedaviye başlamadan önce her iki kol ya da bacaktan, sabit noktalardan çevre ölçümleri alıyorum. Cildin sertliğini, ödemin gode bırakıp bırakmadığını, eklem hareket açıklığını ve günlük yaşamdaki zorlanmaları kaydediyorum. Bu ölçümleri tedavi boyunca düzenli aralıklarla tekrarlıyorum. Böylece ilerleme, "iyi geldi" gibi öznel bir ifadeye değil, karşılaştırılabilir sayılara dayanıyor.
Bu şeffaflığın hastaya kattığı şeyi yıllar içinde net biçimde gördüm. Lenfödem tedavisi uzun soluklu bir süreçtir ve motivasyonu korumak kolay değildir. Ölçümleri hastamla birlikte değerlendirdiğimde, azalmayı sayı olarak gördüğünde, sürece bağlılığı belirgin biçimde artıyor. Aynı şekilde ilerlemenin durduğu dönemlerde de bunu açıkça konuşabiliyoruz; nedenini birlikte arıyor, programı buna göre güncelliyoruz.
Anlatmaya çok zaman ayırıyorum. Her seansta ne yaptığımı, neden yaptığımı ve bir sonraki adımda ne olacağını hastama açıklıyorum. Bandajı yalnızca ben sarmıyorum; tekniği hastama ve mümkünse bir yakınına adım adım öğretiyorum. Egzersizleri eve vermeden önce seansta birlikte çalışıyor, doğru yapıldığından emin oluyorum. Çünkü tedavi seans odasında değil, hastanın günlük yaşamında sürüyor.
Bana ulaşan hastaların önemli bir bölümü kanser tedavisi sonrası ödem gelişen kişiler. Meme kanseri cerrahisi sonrası kolda, jinekolojik ve ürolojik kanser tedavileri sonrası bacakta gelişen lenfödem en sık karşılaştığım tablolar. Bu hastaların çoğu bana geldiğinde, kendilerine ödemle yaşamayı öğrenmeleri gerektiğinin söylendiğini aktarıyor. Oysa doğru bir programla ödemin belirgin biçimde geriletilebildiğini defalarca gördüm.
İkinci büyük grup, hareketsizliğe bağlı ödem gelişen hastalar. Yatağa bağımlı, kalp yetmezliği ve obezite gibi birden fazla kronik rahatsızlığı olan kişilerde her iki bacakta ciddi ödem ve buna eşlik eden cilt sorunları görülüyor. Bu grupta hedefi baştan farklı koyuyorum: çok hızlı hacim kaybı değil, cilt bütünlüğünü korumak, enfeksiyon ataklarını önlemek ve bakım veren yakının işini kolaylaştırmak.
Doğuştan gelen lenf damar yapısındaki farklılıklara bağlı primer lenfödem hastaları da danışanlarım arasında. Bu tabloda şikâyetler bazen çocuklukta, bazen ileri yaşta ortaya çıkıyor. Erken dönemde başlanan düzenli bir programın ilerlemeyi yavaşlatmakta belirgin katkısı olduğunu gözlemliyorum.
Ev ziyareti yaparak da çalışıyorum. Hareket edemeyen, kliniğe ulaşması mümkün olmayan hastalar için bu yöntem çoğu zaman tek seçenek oluyor. Ev ortamında çalışmak, aynı zamanda hastanın günlük yaşamını doğrudan görme imkânı veriyor: yatağın konumu, oturma düzeni, banyonun kullanımı gibi ayrıntılar programı gerçekçi biçimde şekillendirmeme yardımcı oluyor.
Bu yıllarda öğrendiğim en önemli şeylerden biri, aceleci davranmamak oldu. Bir hastanın şişliğini hızla indirmek istemek anlaşılır bir duygu; ancak zemindeki tabloyu görmeden atılan her adım kazanımdan çok risk getiriyor. Kalp yetmezliği, aktif enfeksiyon ya da damar tıkanıklığı gibi durumlar gözden kaçtığında, iyi niyetle uygulanan bir tedavi zarar verebiliyor. Bu nedenle ilk görüşmeye zaman ayırıyor, gerektiğinde tedaviyi erteleyip hastayı ilgili hekime yönlendiriyorum.
Bir diğer öğrendiğim şey, beklentiyi doğru kurmanın önemi. Lenfödem kronik bir durumdur ve tamamen ortadan kalkması genellikle mümkün değildir. Bunu baştan açıkça paylaşmak, gerçekçi olmayan umutların yol açtığı hayal kırıklığını önlüyor. Buna karşılık kontrol altına alınmış bir lenfödem, günlük yaşamı kısıtlamayan, enfeksiyon riski düşük bir tabloya dönüşebiliyor.
Mesleğimde beni ayakta tutan şey, sonuçların ölçülebilir olması. Bir hastanın bacak çevresinin santimetrelerce azaldığını görmek, aylardır giyemediği ayakkabıyı giyebildiğini duymak ya da işine geri dönebildiğini öğrenmek, bu işi neden yaptığımı her seferinde hatırlatıyor. Lenfödem yönetilebilir bir durumdur; doğru bilgi, doğru teknik ve düzenli takiple.